top of page

Hatalar Üzerine...

Güncelleme tarihi: 29 Eki 2020


Hepimiz içten içe kırılganız. Kimi zaman kırıldığımızı göstermemek için bir kalkan oluşturur ve görünmez kılarız kırgınlıklarımızı. Kimi zaman öfkelenir, kırgınlığımızı ona eşlik eden farklı bir duyguya yöneltiriz. Kimi zaman güleriz, ta ki kırgınlığımızı “hissetmeyene” kadar. Kahkahaların arkasına gizleniriz, gözyaşlarımızı içimize akıtarak.


Bazı zamanlar ise geri çekeriz kendimizi, duyguyu görmezden gelmeye çalışır, bazen de yok sayarız. Hatta belki utanırız. Böyle zamanlarda görmezden gelmeye çalıştığımız şey genellikle kendimize olan kırgınlığımızdır. Hata yaptığımızı düşünmemizle başlar bu kırgınlık süreci. Bir hata yaparız, ama yapmamamız gerekiyordur, nasıl yapmış olabiliriz ki? Çünkü her zaman düşünceli, her zaman nazik, her zaman hatasız olmamız gerekmektedir. Peki ama neden? Bu düşünce ve inanç sistemi nereden gelmektedir?


Geçmişte farkında bile olmayarak yükleri sırtımıza bindirmeye başladığımız bir zamandan… Çocukluğumuzdan.


"Bir hata yaptıysa çocuk, bu kendi dikkatsizliğinden kaynaklıdır ve düzeltilmelidir" alt mesajı verilir sıklıkla… "Dikkatsizlik kabul edilemez, hatalar kabul edilemez" diye diye mükemmelleşmeye çalışır, yapamadıkça hırslanır, yapamadıkça öfkeleniriz… Mükemmel olmaktan uzaklaştığımız her bir adımda sırtımıza daha fazla yük bindiririz farkında olmadan.


Ama unuttuğumuz şey şudur; kimse mükemmel değildir ve olmak zorunda değildir.


Kendimizi ve çevremizi keşfetmeye başladığımız ilk saniyeden itibaren hatalar bir şekilde düzeltilmektedir. Ve hatta “düzeltilmelidir” mantığıyla yetiştiriliyoruz. Hataların öğretici bir yanı olduğu çok doğru; fakat bizler “hata yapmamayı” öğrenmeyi hedefliyoruz ki aslında amaçtan sapıyoruz. Hata yaparak öğreniyoruz, evet, ama hata yaparak tam olarak neyi öğreniyoruz? Aslında hata yapmamayı öğrenirken çoğu zaman ne hissettiğimizi kaçırıyoruz. Hissizleştiğimizi sanıyoruz, ama baktığımızda çoğu zaman yaşadığımız olayı unutuyor, o olayın bizde yarattığı duyguyu unutmuyoruz. Sadece bastırıyoruz. Ve zamanı gelince o duygu kapıyı tekrar çalıveriyor, “ben geldim, hep buradaydım ve artık bana kapıyı açma vakti geldi çünkü biraz benimle ilgilenmelisin” diyor. İşte tam da burada bu duygu ile baş etmeyi bilmediğimiz için kapıyı yüzüne bir kez daha çarpıyoruz; ama dışarıda olduğunu biliyoruz. Hatalarımızdan belki ders çıkartıp bir daha o davranışı yapmamayı öğreniyoruz ama bizi biz yapan duygularımıza hoş geldin demeyi ve kendimize şefkat göstermeyi öğrenemiyoruz ne yazık ki…


İşte tam da bu yüzden, çocuklara neyi nasıl yapması gerektiği öğretilirken; esas olanın duyguları ile nasıl iletişimde kalması gerektiğini öğretmektir. Çünkü ancak duygular yalan söylemez ve eğer çocukluktan öz-şefkati aşılarsak, başkalarına duyacakları şefkatin de temellerini atmış oluruz. “Ben değerliyim” algısı, zamanla “sen değerlisin” ve “herkes değerli” düşüncesine evrilir. Öz-şefkat dili maalesef bize öğretilen bir dil değil, bu yüzden otomatik pilotta çıkan tepkilerimiz genellikle engelleme ve yargılama üzerine çıkıyor. “Öyle yapmamalısın”, “Öyle konuşmamalısın”, “Oradan atlamamalısın”, “Ben sana demiştim, hatalısın, özür dilemelisin” … En çok da “ben sana demiştim” ler de duyulmayan çocukluğumuzun izlerini taşırız. “Ben” dedim, çünkü “bende” biliyorum. Beni duy.


Çocuğunuzun yaptığı davranışları bir hata olarak görmekten çok, deneyim kazanımı olarak algıladığımızda, her bir duygunun bir diğeri kadar önemli olduğunu içselleştirdiğimizde, "ağlıyorsun, çünkü çok üzgünsün ve bu çok normal" ya da ""oradan atladığında canın acıdı biliyorum, haklısın ama deneyerek öğreneceksin ve ben senin yanında olacağım" diyebildiğimizde hem kendi çocukluğumuzu şifalandırabiliriz hem de çocuğumuzun yaşam yolculuğunda ona en kıymetli desteği sunmuş oluruz…


Bu yüzden, hata yapmak değil deneyimlenmek diyelim...

Çocuklarımıza yapma değil, dene diyelim.

Yalnızsın değil, birlikteyiz mesajını verelim.

Ama en önemlisi "hissetme" değil "hisset, fark et, kabul et" mesajını verelim...


Çocukluk döneminde, benliğimizin ne kadar biricik ve değerli olduğunu içselleştirirsek, dünyadaki her bir varlığın değerine saygı duymayı öğrenebiliriz.


Uzm. Psk. Ceylan Ayseli




留言


bottom of page